ANNELER VE OĞULLARI

Ana Sayfa » Köşe Yazarları » ANNELER VE OĞULLARI
Paylaş
Tarih : 16 Aralık 2019 - 13:14

Tank-Palet Fabrikası, FETO Borsası, Bay Kemal, Van Cezaevine gönderilen Ceren Özdemir’in katili Özgür Arduç, pazardaki enflasyon ile kağıttaki enflasyon rakamlarının savaşları, bütçe görüşmeleri, ülke gündemine yerleşen Libya Anlaşması, pahalılık, kadın cinayetleri, Asgari Ücret Toplantıları, Kanal İstanbul ve daha neler neler.
Türkiye’de gündem sakıntısı mı çekiliyor? Asla…
Ver bir gündem siparişi, gör yarın Türkiye’yi.
Anlayacağınız bir kısım medyanın gündemi de, bir kısım medya dışı medyanın da gündemi aynı.
***
Sıkıldı Türkiye’m bu kısır döngüden.
Rüzgârın savurması misali bir oraya, bir buraya itilmekten.
Bazen inanır mısınız, ‘bırak şu gazeteleri okumayı, televizyonları izlemeyi’ diyor deli gönül.
“Kendince bir program yap, imkanlar ölçüsünde sürdür yaşamı” diyor.
“Türkiye’nin sahte olduğu kadar sakız misali uzatılıp giden gündeminden kurtar kendini, bunun dışındaki konulara odaklan” diyor o deli gönül.
Diyor da diyor.
Ben de öyle yaptım.
Sosyal medya hesabıma mercek tutup arkadaşlarımın dişe dokunur yazılarını, yorumlarını okudum.
***
Sosyal medyanın sağduyuya bağlı kalınarak kullanıldığında aslında kişileri bilgilendirdiğini, unutulan değerleri hatırlattığını, hatta sahip olduklarımızın kıymetini çok daha iyi kavramamız gerektiğini göstermesi çok daha anlamlı.
Bu yazılardan birisini de yaklaşık 45 yıl öncesinden bir ilkokul-ortaokul arkadaşım paylaşmış.
“Anneler ve Oğulları” başlıklı bir alıntıyı paylaşarak aslında benim gibi çocuğuna, annesine olan özlemimi yansıtmış.
Var mısınız yukarıda da belirttiğim gibi bütçe görüşmelerini, Kanal İstanbul’u, FETÖ’yü, ABD’yi, Rusya’yı İngiltere’yi bir kenara bırakıp bu makaleyi okumaya?
Haydi öyleyse..
***
ANNELER VE OĞULLARI
Orta yaşlı kadın, evin içinde telaşlı bir haldeydi. Eşyaların yerini değiştiriyor, örtüleri düzeltiyor, arada bir mutfağa gidip pişmekte olan yemeğe bakıyor, tekrar salona dönüyordu.
Sokaktan gelen her seste pencereye koşuyor, apartmanın her duyduğu kapı zilinde de, başkasının zili olduğunu anlayıp üzülüyordu.
Başka şehirde iş bulan oğlu, hem uzak yerde olduğundan hem de izin alamadığından 2 aydır gelememişti. Orta yaşlı kadın, büyük bir özlemle oğlunun gelmesini ümit ediyor, kulağı zil sesinde, ayak sesinde telaşla bekliyordu.
Her anneler gününde, çocuğunun “Anneciğim, anneler günün kutlu olsun” diyerek, boynuna sarılmasına öyle alışmıştı ki, sanki oğlu kapıdan giriverecek ve koşup boynuna sarılacaktı, sonra da onun için hazırladığı tatlılardan yiyecekti. Oysa oğlu geleceğini söylememişti ki. Kadın, boynu bükük düşündü, “Ya gelmezse, ya izin alamadıysa” İçini özlem dolu bir alevin yalayıp geçtiğini hissetti.
Kadın sabahtan hazırlığa başlamıştı.. Telaşlı halini gören eşi, sorup durmuştu; ”Bu telaşın niye?” diye.
Ama cevabını bir türlü alamamıştı. Sonunda da kadın; “-Bu gün evde işim çok, sen git-gez biraz” diye ısrar ederek, eşini rica-minnet dışarı çıkarmıştı. “Ya, telaşımın nedenini anlarsa, ya saatlerce beklediğim halde oğlum gelmezse” diye düşünmüştü. “Gelmezse” düşüncesiyle bir daha yüreği titremişti.
Saatler geçip gidiyordu, öğlen olmak üzereydi; “-Gelemiyorsan, bir telefon et bari, ‘anneciğim’ de.. ”
İçinde sıkıntı artmaya başlamıştı; “-Anneler gününü kutlamak için bir telefon bile etmeyecek mi acaba? Ben böyle bekliyorum ama o belki hatırlamadı bile. ‘Gözden ırak olan, gönülden de ırak olur’ sözü anneler için de geçerli olur mu hiç. Olamaz canım, bir telefon eder en azından. Hoş telefon yetmez, özledim yavrumu, kara gözlerini, yaramaz gülüşünü. Hıh.. yaramaz, dediğimi duysa yine darılır, ‘Beni çocuk gibi sevme’ der. Sanki nasıl seveceksem…”
Çocuğunu düşündükçe, onunla konuştuğunu düşündükçe yüzü gülüyor, farkında olmadan bir anda neşeleniyordu. Sonra duvardaki saate gözü takılıyor, yeniden durgunlaşıyordu. “-Gelmeyecek, telefon bari etse.. ” diye düşündü istemeye istemeye. “-Sesini bari duymuş olurum”.
Tam böyle düşünürken, cep telefonunun sesiyle irkildi, omuzlarında bir yorgunluk, bakışlarında bir burukluk telefona uzandı. Telefonunun ekranına baktı, arayan oğluydu. Sevinmeli miydi? sevinemedi. …acaba …acaba gelemeyeceğini söylemek için mi aramıştı. Telefonda kutlayıp geçecek miydi anneler gününü, sarılamayacak mıydı yavrusuna?
Açtı telefonu;
– Alo…
– Alo, nasılsın anneciğim?
– Sağol yavrum, sen nasılsın?
– İyiyim anneciğim.
– Ne yapıyorsun, işler nasıl?
– Biraz zor oldu ama alıştım, hem bu şehre, hem de işe alıştım.
– Öyle mi yavrucuğum.
Söylemiyordu işte ne telefonda kutluyordu, ne de gelmeyeceğini söylüyordu. Sonunda dayanamayıp sordu;
– İzin aldın mı yavrum?
– Evet anneciğim, izin aldım. Sen nerden bildin.
– Nerden mi, anneler günü için izin almadın mı?
– Ha, anneler günü doğru ya. Anneler günün kutlu olsun anneciğim.
– Sen sen. . bunun için izin almadın mı?
– Ah anneciğim, çok sevdiğim, benim için çok önemli bir bayanı görmeye gideceğimi söyledim. Şefim de izin verdi. Şimdi onun yanına gidiyorum.
Orta yaşlı kadın durakladı, sesine hakim olmaya çalıştı.
– Öyle mi, nasıl biriymiş bu?
– Anneciğim, emin ol bana, senin daha önce yaptığın yemeklerden daha lezzetlisini, daha önce yaptığın tatlılardan daha tatlısını yapmıştır, beni bekliyor şimdi.
– Ben… şey… tamam yavrucuğum. Şey, umarım o da seni seviyordur.
– Sevdiğine eminim anne, zaten bu ilk iznimi sırf onu görmek için aldım. Babam nerde anne?
– Dışarıdaydı yavrum. Hah. . kapı çalıyor, sanırım baban geldi.
– Tamam anne selam söyle, ben de mis gibi kokuların geldiği, dünyada en çok değer verdiğim bir dünya güzelinin kapısındayım.
– Tamam yavrum, söylerim. Sonra yine ara yavrum. Allah’a emanet ol.
Telefonu kapattı. Oysa ne kadar özlemişti oğlunu, ne kadar görmek istiyordu. Kapıya eli uzanırken, gözünden süzülen yaşlara engel olamıyordu.
Kapıyı açtığında, boynuna atılan oğlunun “-Canım anneciğim, anneler günün kutlu olsun!” diye bağırması sanki bir rüya sahnesiymiş gibi geldi.
Oğlu; “-Anneciğim, seni sevindirecek bir sürpriz yapayım dedim, lütfen ağlama” dese de, annesi sevinçten hıçkıra hıçkıra ağlıyordu.
(alıntı)

Etiketler :

SPONSOR REKLAMLAR

BENZER HABERLER

KORONA GÜNLERİMİZ 339

”20 AY ASKERLİK GİBİ” Tam 20 ay ya da yaklaşık 610 gün.. Ne çileler çektik, ne tehlikeler atlattık. Kimisi nezle ile gribi, kimisi Koronavirüsle

KORONA GÜNLERİMİZ 338

”Kafalar karışık..” Pandemiyle mücadele sürerken bilindiği gibi Sağlık Bakanlığı Bilim Kurulu üyelerinin açıklamaları da aylardır

KORONA GÜNLERİMİZ 337

”Aşı Olmak – Olmamak” İçinde bulunduğumuz Koronavirüsle mücadele sürecinde her türlü sosyal ve kültürel etkinliklerin pandemi kuralları