AZMİN ZAFERİ

Ana Sayfa » Köşe Yazarları » AZMİN ZAFERİ
Paylaş
Tarih : 28 Aralık 2019 - 9:51

45 kilometre uzunluğunda ve yaklaşık 75 milyar dolar maliyeti olacağı iddia edilen “Kanal İstanbul”,
Ankara’da “Rüşvet” ve “Rant” kaosu,
Irak ve bitmeyen Suriye meseleleri dururken ortaya çıkan bir de “Libya”,
Ha bugün ha yarın açıklanacak “Asgari ücret”,
“Emekli maaşları” ne olacak soruları ve daha neler neler.
***
Kimilerine göre gündemi saptırmak, kimilerine göre yeni gündemlerle Türkiye’nin gerçek dünyasına tül perde germek.
Birileri; “Takma kafana bu memleket meselelerini” diyerek bir iki televizyon kanalı dışındaki tüm kanalları izle derken,
Birileri de; “Bırak şu yıllardır okuduğun gazeteyi şu gazeteyi oku” diyor.
Şaşırdım kaldım!
***
Her neyse doğru yönde kullanırsan ne varsa sosyal medyada var.
Hayatın gerçeği de orada, sahtesi de..
Acı gerçeği de orada, ibretlik hayat hikayeleri de.
Al işte birisi daha..
Simav Nostalji Grubunda Yusuf Tolga Baş bir hayat hikayesini alıntı olarak paylaşmış.
Ben de “Azmin Zaferi” başlığıyla sizlerle paylaşarak hileli, siyaseten, dolambaçlı yollardan değil, azmederek, yılmadan çalışırsak, hedefimizden sapmadan bir insanın sonunda zafere ulaşabildiğini sayın Baş’ın paylaşımıyla sizlere anlatmak istedim.
***
AZMEN ZAFERİ
Tokat’ın bir köyünde, daha 10 yaşını bile doldurmamış bir çocukken babası tarafından evlatlıktan reddedilir. Aynı gaddar babası, annesiyle de yollarını ayırarak onu birkaç keçiyle birlikte bir çobana verir. Hem koyun güdüp hem de çoban Celal emmiden okuma yazma öğrenince babasını hayatlarından çıkarmak için Ankara’ya silah almaya gider, üstelik biletini de annesi alır.
Fakat 11 yaşındaki bir çocuğa kimse iş vermez. Ulus’ta çakmak satarak günde 75 kuruş kazanmaya başlayınca gidip bir ciğerci ile anlaşır ve günde bir öğün ciğer yiyerek hayatta kalır. Sıhhiye’de bir tuvalette yatıp kalkar. Anne tarafından kalan tarla 2’ye bölünmesin diye karşısına çıkan abisi onu zehirlemeye çalışır, fakat durumu fark edip kurtulur. O günden sonra silah almaktan vazgeçip tüm bağını koparıp İstanbul’a gider. Bir meyhanede komi ve bulaşıkçı olarak çalışmaya başlayınca biriktirdiği parayla bir kömürlük kiralar ve orada yatar.
Aynı zamanda emekli bir albaydan çok ucuza haftada 1 kez İngilizce dersi alır. Bilet için parası yetince İngiltere’ye gider ve iş bulduğu kebapçının bodrumunda kalır. Tuvalette yıkanır fakat asla pes etmez. Peki sonra ne mi olur?
Aradan yıllar geçer ve yükseldiği o kebapçıdan çıkıp, bir lokanta açar. Yılmadan çalışır ve bugün Londra’da önünde kuyruklar oluşan “Sofra” ismindeki restoran zincirini kurar. Eskiden çalıştığı lokantayı satın alır ve yemeklerini İngiltere kraliyetine sunan ünlü biri haline gelir. Bu yüzden “İngiliz Kraliyet Ailesi’ne Türk yemeği yediren adam” lakabını alır. İşte bu ibretlik hikayedeki kişi, yazının başındaki fotoğrafta gördüğünüz, İngiltere’nin ünlü Tokatlı şefi, 70 yaşındaki “Hüseyin Özer”dir.
Küçük yaşlarda satın almış olduğu arsayı çocuk okutmak amacıyla satarak Özer Foundation’ı kurmuş ve halen çocuk okutmaktadır. Westmister Üniversitesinden fahri doktorası bulunuyor ve üniversitede öğrencilere girişimcilik ve restoran işletmeciliği dersleri veriyor

Etiketler :

SPONSOR REKLAMLAR

BENZER HABERLER

KORONA GÜNLERİMİZ 339

”20 AY ASKERLİK GİBİ” Tam 20 ay ya da yaklaşık 610 gün.. Ne çileler çektik, ne tehlikeler atlattık. Kimisi nezle ile gribi, kimisi Koronavirüsle

KORONA GÜNLERİMİZ 338

”Kafalar karışık..” Pandemiyle mücadele sürerken bilindiği gibi Sağlık Bakanlığı Bilim Kurulu üyelerinin açıklamaları da aylardır

KORONA GÜNLERİMİZ 337

”Aşı Olmak – Olmamak” İçinde bulunduğumuz Koronavirüsle mücadele sürecinde her türlü sosyal ve kültürel etkinliklerin pandemi kuralları