KORONA GÜNLERİMİZ 172

Ana Sayfa » Köşe Yazarları » KORONA GÜNLERİMİZ 172
Paylaş
Tarih : 01 Şubat 2021 - 11:53

“KEŞKE!”

“Nereden nereye geldik” diye bir söz toplum içinde dolaşır durur.
Kimisi çocukluğundan gençliğine, kimisi gençliğinden yaşlılığa giden uzun yolculukta geçmişle günümüzü kıyaslar.
Kimisi eskiden yaşanan ve kabul gören güzelliklerin günümüzde eskisi gibi olmadığından yakınırken yine o sözü söylemekten geri kalmaz.
Kimisi de yeni nesli, yaşanan değişiklikleri, tavır ve davranışları, örf ve adetleri öne sürerek bu değerlerin eskiden çok daha güzel ve anlamlı olduğuna dikkat çekerken yine aynı cümleyi kurar; “nereden nereye geldik?”.
Ben ise dünyayı esir eden koronavirüs salgınında nereden nereye geldiğimize dikkat çekerek ülkemizin sıcak gündemiyle Simav’ın soğuyan gündeminin sıcaklığını sürdürmek istiyorum.
Çin’in Vuhan kentinde ilk kez görülen ve basına yansıyan yeni bilgilerle yaklaşık ilk 50 gün ülke ve dünya gündeminden saklanan COVID-19 virüsünün 2020 Ocak ayından bu yana dünya ülkelerini tek tek teslim alırken ülkemizin teslimiyetinin 11 Mart 2020 tarihinde başlaması ve bugünün tarihinin ise 20 Şubat 2021 olması öyle geçiştirilecek bir süreç, ne de “Nereden nereye geldik?” sorusuna sığdırılacak gibi basit bir gerçek değildir.
Küresel salgına esir olmadan devasa hastanelerin, şehir hastanelerin, özel sektör hastanelerin günümüz şartlarına uygun modern ve binlerce yatak kapasiteli oluşunu her gün gazetelerden, televizyon haberlerinden gözlerken sağlıktaki bu yüzyılın gelişmiş tesislerinin salgının artmasıyla ne kadar yetersiz olduğunu, yoğun bakım ünitelerinin yetmediğini gördük yaşadık.
Yoğun bakım üniteleriyle normal servislerin bile yüksek doluluk oranlarına erişmesiyle çeşitli kısıtlama tür ve kararları alarak hastanelerimizde en azından mücadele edilebilecek bir yapıya kavuşuncaya kadar, aylardır evlerine bile gidemeyen beyaz meleklerin biraz olsun rahatlamasına, dinlenmesine ve motivasyon kazanmasına fırsat verebilecek kadar yaşanan kısıtlamalar sonuçta yoğun bakım ünitelerinde rahatlama sağlanmasına vesile oldu.
Günlük vaka sayılarının yaklaşık 30 binlerden günümüzde 10 binlerin altına düşmesi, günlük can kayıplarının 300’e yaklaşırken bugünlerde 130’lar seviyesine düşmesi, elbette İçişleri Bakanı Sayın Süleyman Soylu’nun hafta içi ve hafta sonu sürdürdüğü kısıtlamalar ve sokak yasaklarıyla olduğu asla unutulmamalı.
Bu arada sosyal hayatın vazgeçilmezleri olan kahvehaneler ve lokantalar gibi birçok meslek gurubunun neredeyse meslekler listesinden silinmek üzere olduğunu da unutmazsak yine o hiç sevmediğim ‘keşke’ kelimesiyle yeni bir paragrafa geçmek istiyorum.
***
Keşke; koronavirüsle mücadelemize tam kapanma ile başlayıp, yurt içi ve yurt dışı denetimlerle salgını değil sağlıklı insanlarımızı tam denetim altına alabilseydik.
Keşke, Türkiye’nin adeta merkezi olan İstanbul’u tam kapanmanın kontrol merkezi yapabilseydik..
Keşke, Bu tam kapanmada turizm gelirlerini ve turizm sektörünü tam kapanmanın içinde tutup Türk insanına sokak yasağı, yabancıya serbestlik sunmasaydık.
Keşke Ramazan Bayramı kısıtlamasını Kurban Bayramı için de uygulasaydık..
Keşke küresel salgında maske, mesafe ve hijyen kadar önemli, mücadeleyi tamamlayıcı Koronavirüs aşısı konusunda siparişlerimizi aylar öncesinden karşılıklı imza altına alıp bugün papatya falı miseli ‘gelir mi, gelmez mi’ sorularıyla aşıyı ülke meselesine çevirmeyip siyasi malzeme yapmasaydık.
Ve böylece esaret altındaki Uygur Türkleri konusu ile Çin Aşısı konusunu keşke birlikte tartışmasaydık.
Keşke, okullarımızda mektupla eğitim gibi uzaktan eğitimle geleceğimizin teminatlarını tanıştırmasaydık,
Keşke 26 bine yakın insanımızı daha sıkı denetleme ve kısıtlamalar uygulayarak kaybetmeyip en az sayıyla yitirseydik.
Keşke…
‘Keşke’lere devam etmek gerekirse;
Keşke maske, mesafe ve hijyen kurallarına tam olarak uysaydık da:
Kahvehanelerden sesler yükselmeye devam etseydi,
Keşke lig maçlarında insanlar lokallerde coşkusunu, enerjisini dev ekranlardan maç izleyerek boşaltabilseydi,
Keşke restoranlar, lokantalar açık olsaydı da hem iş yeri sahipleri hem çalışanlar ekmeğinden olmasaydı.
Keşke kısıtlamalar nedeniyle güç durumdaki esnaflara krediler sunulmayıp borç kamburları daha da büyümeseydi,
Keşke eğitimin görmezden geldiğimiz kantincileri, yemek fabrikaları, öğrenci servisçileri, kitap-kırtasiyeciler pandemi öncesinde olduğu gibi yüzleri hep gülseydi.
Keşke, hayatını çocuklarımızı yarınlarına hazırlayan öğretmenlerimiz mesleklerinden adeta soğur hale gelmeseydi.
***
Keşke; basına da yansıdığı gibi: dünyada 57 İslam ülkesinin 57’sinin de Hıristiyan ülkelerin aşısını bekliyor olmasaydı!
***
KEŞKE!

Etiketler :

SPONSOR REKLAMLAR

BENZER HABERLER

KORONA GÜNLERİMİZ 333

”Çay ve Simit Kardeşliği” Okuduğunuz köşe yazısının adı ‘Korona Günlerimiz’ ise bu köşede çay ve simidin ne işi var diyebilirsiniz. Haklısınız. Ama

KORONA GÜNLERİMİZ 332

”Maske-Mesafe-Temizlik ve Aşı” Pandeminin yaşandığı bir ülkede en önemli isim nereye gidersen git sağlık hizmetlerinin başında olan kişidir.

KORONA GÜNLERİMİZ 331

”DÜNYANIN SON GÜNÜ” “Kıssadan hisse” diye bir deyim vardır. Anlamı da kısaca; anlatılan bir hikâyeden, olaydan ders almaktır.Sizlere;