KORONA GÜNLERİMİZ 323

Ana Sayfa » Köşe Yazarları » KORONA GÜNLERİMİZ 323
Paylaş
Tarih : 12 Ekim 2021 - 13:16

”Bu günler, daha iyi günler”

Koronavirüs salgınıyla ilgili mücadele günlerimiz devam ediyor. Spot başlığa aldanıp da umutlanmayın. Koronavirüs günlerimizin kötü günlerinde yaşadığımız iyi günleri belirtmek istedim. Elektrikten doğalgaza, motorinden benzine, tüpgazdan sigaraya varıncaya kadar her şeye yapılan zamların bir de iğneden ipliğe yansımaları başlayınca hayatın ne kadar çekilmez olduğunu, hayatın ne kadar zorlaştığını anlayacaksınız.

İşte bu acı tablo gerçekleşmeye başlayınca yukarıda belirttiğim ve tekrarlayacağım gibi “Bu günler, daha iyi günler”.

***

Koronavirüs salgınıyla son haftalarda günlük can kayıplarının birkaç gün düşüşle 200’ün üzerinde seyretmesinin devam etmesi artık kronikleşmiş bir vaka tablosunun oluşumuna katkı sağlarken hayat pahalılığının daha da yükseleceği konusunda konuyu biraz daha açmakta yarar görüyorum.

Şunu unutmayınız ki tükettiğimiz her gıda maddesinde hatta içecekte elektrik, mazot, doğalgaz, benzin var. Yani “Enerji”.

Suyun üzerinde giden her türlü motorlu taşıdın indirimli mazot kullanabildiği ülkemizde milyonları doyuran çiftçimizin ucuz mazot kullanamadığı, akaryakıt zamlarıyla elde ettiği ürünün tarladan sofraya taşınması da dahil hep akaryakıtla gerçekleştiğini unutmayın.

Fabrikalardaki motorları, makineleri, evlerdeki buzdolaplarından tutun da saç kurutma makinelerine varıncaya kadar her şeyi elektrikle çalıştırdığımızı, elektriğin bu ülkede önemli bir bölümünün de doğalgazla üretim yapan elektrik santrallerinden geldiğini ise hiç unutmayın.

Sürekli artış gösteren doların ekonomimizi olumsuz etkilediğini tartışırken aslında doların değil de dolar karşısında eriyenin Türk Liramız olduğunu, TL’nin değerinin düşüş trendinde hız kesmeden yol aldığını bilmezden gelmeyin.

Altın fiyatlarının yükseldiğini düşünmeyin, bilin ki cebimizdeki liramızın değeri düşmektedir.

Kısacası hiç görmediğimiz, hissetmediğimiz bir el sürekli olarak cebimizdeki paramızdan her gün çaktırmadan ufak ufak aşırmakta, çalmaktadır.

Durum böyle olunca bir yıl önce markası, gramajı, özelliği belli ürünleri aynı fiyattan bir sonraki yıl alınamamaktadır.

Örnek mi? Al sana Simav’da bir yıl önce 1,25’den satılan ve günümüzde eksilen gramajıyla 2 TL olan çarşı ekmeği.

***

Günlük test sayısı, yoğun bakımlardaki hasta sayısı, tedavi edilerek taburcu edilenlerin, günlük tespit edilen vakaların ve can kayıplarının pandeminin olmazsa olmazları haline geldiğini düşünürsek, aşı olmayanların toplam nüfusun yüzde 15’ine yakın bir kitle olduğuna inanırsak bunları en aza indirmek, virüsle mücadelede ulusal kavgayı kazanmak imkansız değil.

Ama yukarıda ortaya koyduğum pahalılık, liramızın değer kaybetmesi, işsizlik gibi sorunları aşmak ise kolay değil.

Zaman zaman empati yapmayı önerdiğimi bilirsiniz.

Şu pahalılık konusunda empati yapmak istiyorum, yapamıyorum.

Kendi kendime soruyorum, “Bu pahalılıkta benim suçum ne?” diye,

“Bu pahalılıkta aylık kazancımla geçinmeye çalışırken bunu neden başaramıyorum?” diyorum cevap bulamıyorum.

“Akaryakıtta, elektrikte, gübrede, tohumda, ilaçta yaşanan pahalılıkta sıradan bir çalışan olarak benim ne gibi bir olumsuzluğum olabilir ki?” diyorum, yanıt bulamıyorum.

Emekli bir insan olarak düşünüyor, devlete yıllarca prim ödedim, emeklilik hakkımdı, ben böyle pahalılıkla donanmış emekliliği hak etmiyorum” diyorum, sesimi duyuramıyorum.

Peki ben Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak yukarıdaki sorularıma nasıl cevap bulacağım, nasıl bu cenderenin girdabından kurtulacağım?

***

Bazı ekonomistler televizyon kanallarının saat doldurma sohbetlerinde küresel sıkıntılardan söz ederken, niçin daha 20-30 yıl öncesine kadar gıdada kendi kendine yeten ülkelerden birisi olarak gösterilen ülkemizin bugünkü durumunu tartışmazlar anlamak mümkün değil.

Buğday, mercimek, fasulyenin ithal edilmesine alışan Türk halkının bugün saman ithal edilmesine şaşırmaması mümkün değil.

Okul yıllarımdan hatırladığım kadarıyla yüzölçümü 780 bin 576 kilometre kare olan ülkemizde topraklarımız aynen dururken niçin gıda üretiminde topal kaldık?

Niçin Simav’ın özellikle Dağardı bölgesinde olduğu gibi tarlalarımız boş kaldı ve çoraklaştık?

Niçin çiftçimiz traktörüyle tarlalarını sürmüyor, gıda üretiminden her geçen yıl kaçıyor?

Niçin Simav’ın değerli köylüleri Çarşamba pazarında patates, soğan satın alıyor?

Ve niçin üreticiler kora misali; “Ektiğimizi alamaz hale geldik!” diye feryat ediyor?

Etiketler :

SPONSOR REKLAMLAR

BENZER HABERLER

KORONA GÜNLERİMİZ 333

”Çay ve Simit Kardeşliği” Okuduğunuz köşe yazısının adı ‘Korona Günlerimiz’ ise bu köşede çay ve simidin ne işi var diyebilirsiniz. Haklısınız. Ama

KORONA GÜNLERİMİZ 332

”Maske-Mesafe-Temizlik ve Aşı” Pandeminin yaşandığı bir ülkede en önemli isim nereye gidersen git sağlık hizmetlerinin başında olan kişidir.

KORONA GÜNLERİMİZ 331

”DÜNYANIN SON GÜNÜ” “Kıssadan hisse” diye bir deyim vardır. Anlamı da kısaca; anlatılan bir hikâyeden, olaydan ders almaktır.Sizlere;